23 Ocak 2010 Cumartesi

sporun faydalarından biri




spor müsabakalarını çok severim. genel olarak sporsever bir insanımdır fakat spor yapmam. yani sporu uzaktan severim, izlerim. gerçi geçen senelerde ortaokuldayken bir sene hentbol oynadığım istihbaratı üzerine beni yakapaça fakültenin hentbol takımına almışlar idi. bir ay kadar sahalarda afedersiniz adeta bir dana gibi koşmuş, molalarda adeta bir teyze gibi tıknefes olmuştum. sadece bir adet gol atabilmiştim fekat, o golü atmak için kaleye hamle şeyederken yedi metre çizgisine bastığımdan mütevellid gol sayılmamıştı. olsun, yine de fakültemizi, aynı takımla yaptığımız iki maçtan sonra (bu noktada türkiye'de sporun neden gelişmediği üzerine bir makale girizgahı girişiminde bulunabilirdim ama yapmayacağım bu işkenceyi) şampiyonluğa taşıdık. lacivert-beyazlarda yüzler güldü.

ne diyeceğidim, benim spor müsabakalarını sevmemin başka bir sebebi ise bu müsabakalarda bir çok yakışıklı sporcuların ceng itmesidir. efendime söyleyim, bir dünya atletizm şampiyonası olsun, bir avrupa voleybol şampiyonası olsun, hele hele 32 kısım tekmili birden olimpiyat oyunları olsun bunların hiçbirini kaçırmam, bir hıncal uluç dikkati ile ekran başından bay sporcuları süzerim. beğendiklerimi huzuruma çağırırım.

bugünlerde de tenis turnuvaları ekranları şenlendiriyor. geçen sabah bir uyandım,açtım televizyonu baktım yurosportta avustralya açık tenis turnuvası. tenis sporundan nefret ederim fakat tenisçi beyefendilerden asla ve kat'a.yukarıda gördüğünüz son gözdem olan tangocu (arjantinli futbolcular için kullanılan bir türk spor yazını deyimi olan "tangocu"yu arjantinli bir tenisçi için kullanan ilk türk benim sanırım) juan martin del potro ile de australia open sayesinde tanıştım efendim. sporun ne kadar faydalı bir şey olduğunu bir kez daha tecrübe etmiş oldum böylece. diğer müsabakalarda göz koyduğum sporcuları birer birer andım yeniden. ammavelakin şu ana kadar juan martin gibisini görmedim, göremedim. ilk kanguruya binip avustralya'ya gidesim geldi çünkü uçak biletleri çok pahalı.

olsun juanım martinim, ben bi şekilde sana ulaşıcam. derdimi anlatacak kadar ispanyolcam da var, derdini söylemeyen derman bulamaz derler bizim burada. ben ilk kanguru ile avustralya'ya gelene kadar adios aşkitom. öperim seni.


08 Ocak 2010 Cuma

özgüvenin tarihi/cilt 2


arasıra erol büyükburç'un twitter sayfasını okuyun da gelmiş geçmiş en süper özgüven nasılmış görün hele. yıllardır bozmadı bu duruşu. elvislere karıştı.

http://twitter.com/erolbuyukburc

posta gazetesi şiirleri antolojisi

evet! evet! evet! her yerde bunu arıyordum ben. türk edebiyat tarihine büyük bir hizmet. yalnız, güzel ve tırlatmış ülkemiz şiirine kuş uçumu, ceylan sekimi bir bakış.

sizi, bu güzide derleme ile başbaşa bırakırken, türk şiirinin bu köklü akımının temsilcilerini gönülden selamlıyorum!

not: 3. sayfadaki "berberim" adlı şiir, uzun zamandır durgun olan türk şiir yazınında bir heyecan kıvılcımı adeta. (doğan hızlanmışçasına hızlandım)

http://postasiirleri.tumblr.com

03 Ocak 2010 Pazar

korsanla mücadele ederken coşmak

az evvel elime bir cd geçti. bir önceki yazımdan da tahmin edebileceğiniz üzere, sincan sound'un en yeni temsilcilerinden birinin cd'si. orijinal cd. sincan sound'a yeni bir soluk getirebilecek nitelikte, elektro bağlama vuruşlarının adeta insanın kulağını tırmaladığı, nadide bir eser. neyse, amacım naim dilmener'e bağlamak değil. albümü de dinlemedim zaten. fakat üzerindeki teşekkür yazısı beni benden aldı.

korsan değil orijinal cd aldıkları için dinleyiciye teşekkür eden prodüksiyon firmasının bu coşku dolu satırlarını noktasına dokunmadan -diyeceğim ama noktalama işareti hak getire- sizinle paylaşıyorum:

"Aziz dinleyicilerimiz sizlere bu eserleri en güzel şekli ile sunabilmek için iki yıllık yoğun bir çalışma sonucunda maddi ve manevi çalışmalarla birlikte sizlere sunuyoruz sizlerinde bu emeklere saygı göstererek kopyasını yapmıyorsanız internete atmıyorsanız Mp3 ve benzeri tahribatı yapmıyor emek hırsızlığına HAYIR diyorsanız siz annesinden helal süt emmiş haram lokma yememiş hakiki öz bir TÜRK oğlu TÜRK evladısınız sizi tebrik ederiz."

korsan sorunu benim tahmin ettiğimden de ciddi herhalde yahu.

31 Aralık 2009 Perşembe

doç.dr.ankaralı yasemin


bir ankara sakini olup da sincan sound'u bilmemek ve bir şekilde maruz kalmamak imkansız. benim pc'de de çok nadide örnekleri vardır bu güzide soundun. efenim ne bileyim, üstad ankaralı turgut ve asistanı ankaralı yasemin olsun (misal bir doctor who ve rose gibi düşünün bunnarı), rising star peçenekli süleyman olsun, naynini adlı şarkısıyla gönülleri fetheden eyüp olsun bunları severek dinliyorum. ama ankaralı yasemin'in bendeki yeri çok ayrıdır.

bir uluslararası ilişkiler öğrencisi olarak, ankaralı yasemin'in "kalenin ardı bostan/ yıkılsın yunanistan/ yunanistan kızları/ ne don giyer ne fistan" şeklindeki dış politika analizi tadındaki şarkısını duyduğumda iki dönemdir öğrenim hayatımı zehir etmiş türk dış politikası kitabının "türk-yunan ilişkileri" bölümü sanki başıma yıkıldı (başıma yıkılan kısım yaklaşık 400 sayfaya tekabül ediyor ve kitap 854 sayfa). olay bu kadar basitti işte. vay efendim neymiş mübadele antlaşmasıymış vay kıbrıs sorunuymuş, vay batı trakyadaki azınlıkların sorunlarıymış... bırak allasen, kadın 400 sayfayı özetlemiş koymuş önüne. yunanistan bizim ezel-ebed düşmanımız ulan. yıkılsın yunanistan! olayın özü budur. sen hala 12 adalardasın, midye- enez hattındasın.

bizim türk dış politikası'na ankaralı yasemin girsin istiyorum ve kendisine fahri siyasi tarih kürsüsü doçentliği veriyorum. profesörlük istiyorsa, abd'nin sscb'yi çevreleme politikasını analiz ederek özetleyen bir şarkı yapması gerekmekte.


30 Aralık 2009 Çarşamba

reva mıdır yasmin?


yasmin levy... kendisi çok hürmet ettiğim bir ablamız. sesi içime işler, alır beni götürür, alkol aldırır bakkaldan öyle getirir. ama asla konserine getirtmez. öyle sapık tarihlerde istanbul'a geliyor ki kesinlikle gidemiyorum. geçen sene geldiğinde ingiltere'deydim. bu sene 18 ocak tarihinde ise diplomatik ingilizce sınavında olacam. yasmin ablacım, neden böyle yapıyorsun ama?neden ama neden? reva mıdır bu bana? üzgünüm çok lan.

29 Aralık 2009 Salı

yılbaşı gecesi bundan yiycem


evet, hayatımda ilk defa bir yılbaşı akşamı hindi yiyeceğim. kendi hayatımda da ilk defa hindi yiyeceğim. daha önce hindi ve hindi mamüllerinden imal edilmiş şeyler yememiştim. hem de televizyon hindisi olacakmış pişirecek arkadaşların dediğine göre. bütün bir hindi böyle masanın ortasında. butlu mutlu. aslında mutsuz çünkü pişiyor. derin merin yüzülmüş hep. barbar insanlık yeniyılı kutluyor sen bundan sonra hiç bi yıl göremeyeceksin. masanın ortasında yatıyon öyle. canlı hindi gördüydüm ama babanemlerin köyde. neredeyse kümes kadar bir hindiydi ve kuzenimle beni caminin oraya kadar kovalamış idi. bak şimdi bu kötü anının aklıma gelmesi iyi oldu, böylece hindiden intikamımı alabilirim.

bu yılbaşı ilklerin yılbaşısı çünkü dışardayım. dışarda dediysem yine evdeyim ama bizim evde değil arkadaşlarımın evinde. olsun yine de benim için önemli bir adım. bizim evin dışındaki herhangi bir yer dışarısıdır yılbaşı için. anneannem, teyzem ve -18 kuzenimden mürekkep ev halkını rus salataları ve tombala kartlarıyla başbaşa bırakıp, hindime koşacağım. zengun yılbaşısı gibin olacak.

bu arada hristiyan aleminin krismısını kutlar, cümlemize doğru dürüst, keyifli bir 2010 dilerim.

şu iğrenç 2009'dan bir an önce çıkmak istiyorum artık!